Bloomington (2010)
Film Özeti
Bloomington, 2010 yapımı filmi tam anlamıyla bir duygular seli. Yönetmen Fernanda Cardoso, eski bir çocuk yıldızının üniversite hayatındaki bağımsızlık arayışını öyle ustalıkla anlatıyor ki, kendinizi aniden karakterin içsel çatışmalarına kapılmış buluyorsunuz. Hani bazen hayatın ne kadar karmaşık olduğunu düşünürken, bir de bakıyorsunuz, insanların birbirine bağlanma şekli sizi gözyaşlarına boğabilir…
Allison McAtee, Anna rolüyle karşımıza çıkıyor. Karakteri, hem geçmişiyle hem de geleceğiyle bir hesaplaşma yaşıyor. Bir yandan üniversitedeki hayatına adapte olmaya çalışırken, diğer yandan da azınlıkların belirli bir düzeyde maruz kaldığı toplumsal baskılarla yüzleşiyor. Bu sıkıntılar, onu bir kadın profesörle tanıştırıyor. Hani derler ya, aşk her şeyin üstesinden gelir diye… İşte o “her şeyin” ne kadar karmaşık olabileceğini, Anna ve profesör arasındaki ilişkiyle derinden hissediyoruz.
Bir yandan ilişkileri filizleniyor, yuvasız bir kuş gibi özgürlüğü ararken bir yandan da geçmişe dönüş yolu açılıyor. O fırsat, yani geri dönme şansı, onu çocuk yaşta tanındığı dünya ile yüzleştiriyor. Yani, geçmiş kırıntılarının içinden nasıl bir yol seçecek? Bu, onun için hayatı değiştiren bir karar anı…
Filmin sahneleri arasında savrulurken, zaman zaman gülümseyecek, zaman zaman içiniz sıkışacak. Her şey çok canlı, gerçek. Sanki böyle tuhaf bir dış çekim yapıyor gibi, izleyiciyle buluşacak anı bekliyor. İzlerken, “abi bunu da mı yaşar?” dediğiniz yerler olacak. Sizin de içsel bir yansımanızla buluştuğunuz, özel bir yolculuğa davetlisiniz.
Bloomington izleyiciyi derin bir düşünsel yolculuğa çıkarıyor. Hem bağımsızlık hem de bağlılık üzerine düşündürüyor. Herkese hittap eden bir romantiği bekleyenleri, kendine çeken gizli bir güçle dolu bu film, harbiden izlenmeye değer! Ve sonunda, Anna’nın karar vereceği o an geldiğinde, siz de onunla birlikte kalbinizde bir yolculuğa çıkmış olacaksınız…
Yorumlar