Californication (2007)
Film Özeti
Kaliforniya’nın güneşli caddelerinde kaybolmuş bir adamı ve hayatın ona sunduğu karmaşanın peşinden sürükleniyoruz: Hank Moody… David Duchovny’nin ustalıkla canlandırdığı bu karakter, zeki bir yazar olmanın yükünü omuzlarında taşıyor. Ama asıl mesele şu; yaratıcılığı durmuş olan bir adam, ne kadar yaratıcı olabilir ki? Hank, hayal gücünün dağlarını aşıp kendini anlamak için bir yolculuğa çıkıyor. Ama yolculuğu sanıldığı kadar basit değil… Kızı Becca’yla kurmaya çalıştığı baba-kız ilişkisi ve eski sevgilisi Karen’ın gölgesi, Hank için birer çıkmaz sokak.
Dizi, Hank’in içsel çatışmalarını izlerken, yan karakterlerin kendi hikayelerini de harika bir şekilde örüyor. Charlie Runkle ve karısı Marcy’nin evlilikleri, bir parça karanlık ama o kadar da gerçek. Hadi ama, ilişkinin zorlukları herkesin başına gelebilir, değil mi? Ama Hank her zaman bir mıknatıs gibi; karşı cinsteki çekiciliği, sorunlu ve kararsız bir adamın etrafında dönen bir hikaye yaratıyor. Of ya, Hank’in elinde bir kalem, aklında uçuşan düşünceler olmadan nasıl bir roman yazabilir ki?
Kaliforniya’nın bol güneşli sahilleri, gece kulüpleri ve onun getirdiği özgürlük, Hank’in hayatına dair ironik bir arka plan sunuyor. Her bölümde, kahkaha ve gözyaşı arasında gidip gelen sahneler, izleyiciyi içine çekiyor. Yani; bir yandan dramanın derinliklerine dalarken, diğer yandan bu karmaşık ilişkiler ağı içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz. Her şey bir yudum şarap ve biraz melankoli ile başlıyor, ama biteceği yer tam olarak belli değil… Kimi kızı için doğru bir baba olmaya çalışırken kaybolmuş hissetse de, kimi zaman geçmişin izlerinden kurtulmanın yollarını arıyor. Kim bilir, belki de Hank Moody’nin hikayesi, hepimizin biraz kaybolmuş hissettiği o anlarda yaşadığımız karmaşa…
Yorumlar