Ölümcül Makineler (2018)
Film Özeti
Kıyamet sonrası bir dünyada geçiyor “Ölümcül Makineler”. Evet, tam olarak öyle; bir yanda devasa mobil kentler, öte yanda hayatta kalmaya çalışan insanlar. Londra, bildiğimiz metropol imajından çok daha fazlası haline gelmiş. Uçsuz bucaksız bir makine, düşman koltuğu rolüne bürünüyor ve yolda ne varsa, her şeyi eziyor. İşte tam burada, genç bir kadın olan Hester Shaw (Hera Hilmar) ve onun asi arkadaşları ortaya çıkıyor. Hester’ın tek bir amacı var: Londra’nın bu yıkıcı saldırısını durdurmak… Of ya, bu iş o kadar kolay olmayacak!
Christian Rivers’ın yönetmenliğini üstlendiği bu film, sadece görsel efektleriyle değil, hikayesiyle de dikkat çekiyor. Aksiyon sahneleri bir yana, asıl mesele; insan ruhunun direnişi. Zira Hester, intikam peşinde koşarken hem geçmişini sorguluyor, hem de kendine yeni bir yol çiziyor. Filmin bir diğer önemli karakteri Tom (Robert Sheehan) ise, Hester’la birlikte bu devasa şehirle mücadele etmeye karar veriyor. Hiiç düşünmeden bu maceraya atılan Tom, Hester’ın kararlılığını görünce, kendi içindeki cesareti de buluyor.
Ama, Hugo Weaving’in canlandırdığı psikopat bir avcı zor bir engel oluyor. Hester ve Tom’un her adımında peşlerinde; bir yandan plan yaparken bir yandan da insanlığın son bir savaşına tanıklık ediyoruz. Gerçekten de insanoğlunun hayatta kalma içgüdüsü ve dostluk, bu kıyamet sonrası dünyayı bir nebze olsun umutla dolduruyor.
Kostümler, görseller ve müzikler öyle bir atmosfer oluşturuyor ki, “Vay be, bunu izlemeliyim!” dersiniz. Harbiden, hem aksiyonu hem de dramatik anlarıyla izleyici ekran başında bırakabilir. Sonuçta “Ölümcül Makineler”, yalnızca bir bilim kurgu filmi değil; mücadele, dostluk ve intikam temasının harmanlandığı bir yolculuk. İyi seyirler!
Yorumlar