Son Düello (2021)
Film Özeti
Son Düello, Ridley Scott’un yönetmenliğindeki, tarihî bir dram olarak karşımıza çıkıyor ve izleyeni içine çekmeyi başarıyor. Film, 14. yüzyıl Fransası’nda, iki eski dostun arasındaki dostluğun görkemli bir düelloya dönüşmesini büyük bir ustalıkla ele alıyor. Matt Damon’ın hayat verdiği Jean de Carrouges ve Adam Driver’ın canlandırdığı Jacques le Gris… İkisi de bir zamanlar kardeş gibi yakın, ama savaşın ardından her şey değişiyor.
Margarite, Jodie Comer’ın güçlü performansıyla hayat bulan bir karakter. Hani öyle her şeyin merkezinde olan, yetim ve çaresiz bir kadın değil; aksine, her şeye rağmen sesi duyulmak istenen bir birey. İşte film burada, Margerite’in yaşadığı korkunç olay sonrası toplumdan gördüğü muamelenin üstüne gidiyor. Kimse ona inanmıyor; ne zorluklarda ve çaresizliklerde yüzerken, umudunu korumak için savaşmak zorunda kalıyor. “Of ya, bu kadın daha fazlasını hak ediyor…” dediklerimiz anlar için birebir!
Mahkemeye giden süreç içerisinde Jacques le Gris, köklü bir güce sahipken, Jean de Carrouges’un her şeyini gözden çıkarması gerekiyor. Kralın huzurunda, toprak uğruna, onur uğruna… Aslında bir bakıma Tanrı’nın istediği doğrultusunda bir savaşa girişmek demek bu. Yani, kaybeden, sadece kendi hayatını değil, sevdiklerini de kaybedecek. Bu nasıl bir dram, bu nasıl bir savaştır…
Kısa kısa kesitlerle dolu sahnelerde gergin bir atmosfer yaratılırken, izleyicinin aklına yerleşecek felsefi bir dizi soruyla karşılaşıyoruz. “Adalet nedir? Kime güvenilir? Tam olarak kaybeden kimdir?” Bu sorularla boğuşurken, filmin her sahnesi, içsel bir çatışmanın peşine düşüyor. Son Düello, verdiklerimizin, yaşadıklarımızın ve kaybettiklerimizin ne kadar değerli olduğunu sorguluyor. Harbiden de düşündürücü bir deneyim… Öyle bir film ki, izledikten sonra ara ara aklına düşüyor, “Aman Tanrım, bu da varmış” dedirtiyor. İzlemeden geçmeyin…
Yorumlar