Suyun Sesi (2017)
Film Özeti
Soğuk Savaş döneminin karanlık gölgeleri arasında, işte karşınızda “Suyun Sesi”. Guillermo del Toro’nun büyülü dünyasına adım atarken, kendinizi Amerika’nın o kaotik atmosferinde bulacaksınız. Yıl 1963 ve gece gündüz laboratuvarlarda gizli deneyler yapılıyor. Ama merak etmeyin, bu film sadece bir bilim kurgu hikayesi değil; tam anlamıyla bir peri masalı…
Elisa Esposito, dilsiz ve yalnız bir ruh. Temizlikçi olarak çalıştığı o yüksek güvenlikli laboratuvar, adeta onun için bir cezaya dönüşmüş. Hani düşünsenize; bir yandan günlük yaşamındaki sessizlik, diğer yandan içinde kabaran yalnızlık. Ama bir gün, çalışma arkadaşı Zelda ile birlikte beklenmedik bir şey keşfederler: Sınıflandırılmış bir “deneyi”. Bu deney, Elisa’nın hayatını yepyeni bir yola saptıracak. Vallahi, ne olursa olsun, o an bir dönüm noktası…
Suyun içinde gizli bir dünyaya açılan kapı. Sıradan bir kadın ile esrarengiz bir varlık arasında kurulan yakın ilişki, aşkın ne kadar tuhaf bir yolda gelişebileceğini gösteriyor bize. Hani bazen insan, en beklemediği yerden, en beklemediği duygularla yüz yüze geliversin ya. Elbette, bu turuncu duyguların yanında, karanlık bir geçmiş ve gizli ajandalar da var…
Görselliği ve derinliğiyle dikkat çeken bu film, aynı zamanda toplumun takvim yapraklarındaki ayrımcılıkları da sorguluyor. Bu film, tam bir görsel şölen. Her sahnesi, insanın ruhuna hitap ederken, derin bir çığlık sesi gibi yankılanıyor. Hayata dair pek çok soruyu bırakıyor zihnimize; gerçekten biz kimiz? Yalnızlık da bir sevgi midir?
Richard Jenkins, Octavia Spencer ve Michael Shannon’un performanslarıyla ete kemiğe bürünen bu hikaye, yine de sözlerin ötesine geçiyor. İçten bir yolculuğa hazır olun. Kısacası, Elisa ve o tuhaf varlık arasındaki aşk, bilinmezliklere doğru bir yolculuğa çıkmanızı sağlayacak. Karanlığın içindeki ışığı aramak için, aslında, belki de asıl savaş bu…
Yorumlar